MHGF BAŞKANI HÜSEYİN ÖZTÜRK: TEKSTİL BAKANLIĞI KURULMALI

MHGF BAŞKANI HÜSEYİN ÖZTÜRK: TEKSTİL BAKANLIĞI KURULMALI

MHGF Başkanı Hüseyin Öztürk: Tekstilin ihracata katkısı çok büyük. Tarımın ihracata katkısı ile tekstil ve hazır giyimin ihracata katkısını değerlendirdiğimizde neden bir tekstil bakanlığı Türkiye'de yok diyorum. Kesinlikle olması gerekiyor.

Moda ve Hazır Giyim Federasyonu  nasıl bir yapıdır?

Türkiye’nin istihdamında, üretiminde ve ihracatında öncü sektörleri olan tekstil, hazır giyim, moda, deri, deri konfeksiyon ve ayakkabıda, sektörel ve bölgesel dernekleri temsil eden ve alanında ülkedeki tek üst çatı kuruluşu olan Türkiye Moda ve Hazır Giyim Federasyonu (MHGF), 2007 yılında 11 derneğin bir araya gelmesiyle kuruldu. 14 Haziran 2012 tarihinde yapılan genel kurulla göreve geldim. Yaptığımız çalışmalarla üye dernek sayısını 12’den 23’e, derneklere bağlı firma sayısını da 1.500’den yaklaşık 7.500’e yükseltmiştir. MHGF, çalışmalarını oluşturduğu komiteler üzerinden gerçekleştirmektedir.

Bakanlıklar, kamu ve özel sektörteki kurum ve kuruluşlarla iş birliğiniz oluyor mu?

MHGF, hükümet, bakanlıklar, kamu ve özel sektörteki kurum ve kuruluşlarla iş birliğine önem vermektedir. Bu amaçla “Tekstil ve Hazır Giyimde İletişim Toplantıları” başlatmış, kamu ve özel sektörden bürokrat ve uzmanları sektör ile buluşturmaktadır. MHGF, yine bu çerçevede sektörün gündemindeki konuları aktarmak amacıyla ilgili bakan, müsteşar, bürokratlar, ulusal ve yerel yöneticiler ile diyaloğunu artırmakta, görüşmeler gerçekleştirmektedir.

Mesleki eğitim için ne düşünüyorsunuz?

Mesleki eğitimin önemini her fırsatta vurguluyoruz. MHGF, fakülte, meslek yüksek okulları, resmi ve özel tüm eğitim kurumlarıyla diyaloğu artırarak üniversite-sanayi iş birliği çerçevesinde çözüm ortaklıkları geliştirilmesi yönünde çalışmalarına ağırlık verdi. 

Finansal çözüm ortaklıklarınız kimler? 

Halkbank ve ING Bank ile iş birliği protokolü imzaladık ve bir yandan üye derneklerin çatısı altındaki KOBİ ölçekli firmaların finansmana kolay ve uygun şartlarda erişiminin önünü açmayı amaçlıyoruz, diğer yandan da bankaları birer finansal danışman konumuna getirdik. 

Cazibe merkezleri tanıtım programlarında neyi amaçlıyorsunuz?

Hükümetin Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da 5 bölge içinde ilan ettiği 23 Cazibe Merkezi ili tekstil ve hazır giyim yatırımcısına tanıtmak için özel bir program başlattık. MHGF’nin bu kapsamda ilk durağı Iğdır oldu. MHGF ve Serhat Kalkınma Ajansı (SERKA) iş birliğiyle, Iğdır Ticaret ve Sanayi Odası (ITSO) öncülüğünde, Iğdır Valiliği, Iğdır Belediye Başkanlığı ve Iğdır Üniversitesi katkılarıyla ilk durağımız Iğdır oldu. 

23 cazibe merkezi var.. Bunlar nasıl rakip değil de,  partner olarak yola devam edebilir?

Çalışan başı bin dolarla yatırım yapılabilecek başka bir sektör yok. Yeter ki; o ilin sahip olduğu potansiyel doğru bir şekilde analiz edilsin ve buna göre belirlenecek bir hazır giyim branşında pilot bölge edilsin. Böylece 23 cazibe merkezi ilimiz birbiriyle rakip değil, birbirini tamamlayan bir partner olacaktır.

Mesleki eğitim ile gençler üretime entegre edilebilir mi?

Bu bölgelerimizde genç ve dinamik bir nüfus var. Meslek liseleri ve meslek yüksek okullarının yanı sıra hızlı meslek kursları ile gençlerimizi seri bir şekilde mesleki anlamda donanımlı hale getirmeli ve sanayiye entegre etmeliyiz. 

Devletin vereceği bir teşvikten ziyade, bölgenin kaynaklarını daha aktif kullanabilmek ve şehrin kendisi ile konuşmasını, tehdit ve fırsatlarını ortaya koymasını sağlamak, kanaat önderleriyle bunu yerinde tartışmak adına Van’daydık. Van, en genç nüfusa sahip bir il. 

Amacımız, düşük yatırım maliyeti ile yüksek istihdam sağlayan hazır giyimde standart ürünlerin üretimini Doğu ve Güneydoğu illerimize yönlendirerek bu bölgelerimizin kalkınmasına katkı sağlamak. Van’daki organizasyonumuzda gördük ki yüksek  işsizliğin çaresi hazır giyim. Böylelikle hem büyük şehirlerimizin katma değerli, Ar-Ge’li üretime yoğunlaşmasını sağlar, hem de Anadolu’da hazır giyimde belli ürünlerde uzmanlaşmış, birbiriyle entegre çalışan iller yaratabiliriz.

İran giyim ihtiyacının ne kadarını Türkiye’den karşılıyor?

Van, İran için bir cazibe merkezi, 80 milyonluk İran’ın hazır giyim ihtiyacının yüzde 70’ini ithal ediyor bunun da çok büyük bir bölümünü Türkiye’den karşılıyor. 

Doğu ile batıyı kaynaştırıp alt kimlikleri bir araya getiriyoruz.  Sosyal barışın en önemli sektörünün hazır giyim olduğunu söylüyoruz. Sosyal barış ile kastım şu: Doğudan batıya göç var. Bunun nedeni işsizliktir ve terördür. Siz bunu istihdam sağlayarak çözebilirsiniz. İstihdamda, yatırımda maliyeti en düşük sektör hazır giyim sektörüdür. Dünyada hiçbir sektör yokki kişi başı 1000 dolar demirbaş yatırımı ile istihdam sağlayasınız. 100 makinalı bir tesis kurduğunuzda 200 kişiye iş sağlayabiliyorsunuz. Bu kadar kolay. 

Türkiye hazır giyimde marka çıkarmalı mı?

Türkiye hazır giyimde marka çıkarmamasına rağmen, ki bizim zincir markalarımız var. Çıkarmasanız dahi dünyada 210 ülkenin gardırobunda Türk malı hazır giyimler var. Her işletme bir bakıma gönüllü büyükelçi gibi ülkemizin tanıtımında katkı sağlamaktadır. Japonya yola çıktığında, dünya markası olmak amacıyla yola çıkmamıştır. Ama ilkeleri ve prensipleriyle, çalışma sistemi ile kısa sürede dünya markası olmayı başarmıştır. Güney Kore örneği var. Güney Kore’ye baktığımızda milli gelir açısından 1980 öncesi Türkiye’den zayıf olmasına rağmen 1980 sonrası Türkiye’yi yakalamış bir ülkedir. Biz markayı konuşmamalıyız. Markayı üretmek için çalışmalıyız. Çin dünyaya ürün yapıyor. Çin’in dünya markası yok. Ekonomik büyüklüğümüze, huzurumuza, kaynaklarımızı doğru kullanırsak inanın dünya markası oluruz.

‘TÜRKİYE’NİN EKONOMİSİNE BÜYÜK KATKI SUNUYORUZ’

Hazır Giyim Türkiye’nin ekonomisine nasıl bir rakamsal katkı sunuyor?

İhracata baktığımıza 27 milyar dolar. Fakat bavul ticaretini ve Türkiye içinde kullanımı da düşünürsek ben bu katkının 100 milyar dolar olduğunu düşünüyorum. 80 milyon insanın giyim ihtiyacını da karşılamış oluyorsunuz. Biz bunu üst üste koyduğumuzda ciddi bir rakama ulaşmış oluyoruz. Türkiye’nin hazır giyim ile ilgili ilişkisi o kadar netki herkesin annesinin, babaannesinin çeyiz sandığında bir dikiş makinası vardır. Geleneksel sektörü, stratejik sektör olarak ilan etmemiz lazım. 

Neden stratejik sektör olarak ilan etmeliyiz?

Sektörün artılarına baktığımızda ihracatta öncü bir sektörüz. İhracat kültürünü ülkeye getiren sektörüz. Geleneksel bir sektörüz. Sosyal barışa katkı sağlayan, kadın istihdamına önemli yer veren bir sektörüz. Bugün göçü engelleyen bir sektörüz. Bütün bunları gözönüne alırsak stratejik bir sektör olarak yerimizi belirliyoruz.

Türkiyenin milli sektörü de diyebilir miyiz?

Hazır giyimde milli sektörü diyebiliriz. Bakın bugüne kadar çok somut yüzlerce müzesi ve tarihi arşivi olması gerekirdi. Bu sektör üniversitelerde anabilim dalı olarak anlatılması gerekir. Hazır giyimde yüzde 80 ölçüde yan sanayisini Türkiye içinde tedarik eden bir ülkeyiz. Milli olması açısındanda tüm yan sanayinin kendi ülkemizde üretiliyor olması çok önemli. Dolayısıyla kamunun üretici ile barışması ve doğru iletişim kurması gerekiyor. Yatırımcının önünü tam açmalıyız. 

Cazibe Merkezleri Tanıtım Programı devam edecek mi?

Fedarasyon olarak büyük şehirlerde sıkışan hazır giyim sektörünü özellikle standart ürünlerin üretimini Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya kaydırarak rahatlatmak, söz konusu bölgelerin kalkınmasına katkı sağlamak ve yoğun işsizliğe çare bulmak amacıyla, Cazibe Merkezleri Tanıtım Programı’nın önümüzdeki dönem de devam etmesi yönünde karar aldık. Beş bölgeye ayrılan 23 cazibe merkezinde bundan sonra da Dicle Kalkınma Ajansı (DİKA), Fırat Kalkınma Ajansı (FKA), Kuzeydoğu Anadolu Kalkınma Ajansı (KUDAKA) bölgelerinden birer ilde programın devam etmesi yönünde çalışmalar yapıyoruz. 

Cazibe merkezi illere yatırım, sektörün şu andaki konuşlandığı ülkenin batısındaki büyük şehirlere uzak olması özellikle lojistik maliyetlerini artırıyor. Ancak bölgeler arası gelişmişlik farkını azaltacak, sosyal barışa katkı sağlayacak bu projeyi çok önemsiyoruz.

Candostu Organ Bağışına Evet Platformu nedir?

19 Aralık 2012 tarihinde T.C. Sağlık Bakanlığı’nın desteği ile Türkiye Organ Nakli Kuruluşları Koordinasyon Derneği ile bir iş birliği protokolü imzalayan MHGF, ülkedeki 22 binin üzerinde organ bekleyen hasta ve 70 bin diyaliz bağımlısına ümit olacak “Candostu Organ Bağışına Evet Platformu”nu kurdu. Bu amaçla, üniversiteler, işletmeler, belediyeler ve derneklerde tanıtım ve bilgilendirme toplantıları gerçekleştirildi.

‘SOSYAL BARIŞA KATKI SAĞLIYORUZ’

Tekstil sektörünü öne çıkarabilmenin başka yolları var mı?

Elbette biliyorsunuz, Tarım Bakanlığı var ülkemizde, tarımın ihracata katkısı ile tekstil ve hazır giyimin ihracata katkısını değerlendirdiğimizde neden bir tekstil bakanlığı Türkiye’de yok diyorum. Kesinlikle olması gerekiyor. Çünkü tekstil bakanlığı eğitiminden, satışa kadar bütün süreci yönetecek bir strateji ile çıkmalıdır. Bakın Türkiye üretmeyi öğrendi. Pazarlamayı bilmiyoruz. Hiçbir alanda bilmiyoruz. Madenden, domatese kadar hiçbir ürünü satmayı bilmiyoruz. Avrupa’nın olmazsa olmaz ihracatının yüzde 20’si Türkiye’den olmalı. Biz ancak yüzde 11 civarı ürün veriyoruz. Dolayısıyla biz onlara satmıyoruz. Avrupa bizden alıyor. Doğru yapamıyoruz. Satmaya bir çabamız yok buradan bu çıkıyor. Türkiye’de odalar ve birliklerin daha somut şekilde pazarda yer alması gerekir. Hatalarımızı belirleyip, nerelerde hata yapıyoruz bunu bulup çözüme gitmeliyiz.

Yabancıların 15 Temmuz’dan sonra Türkiye’ye ilgisi nasıl?

Son verilere göre, ülke ihracatı genel anlamda artış gösterse de ihracat yapan üretici firmaların her geçen gün işi daha da zorlaşmaktadır. Yabancı müşteriler ülkemize gelmekten kaçınmaktadır. İhracatçı bir yandan üretim ile uğraşmakta, diğer yandan müşterisini kaybetmemek ve yeni müşteri kazanmak için elinde çanta ülke ülke dolaşmaktadır. Önümüzdeki süreçte en büyük pazarımız Avrupa’nın, Türkiye dışında kendine alternatifler üretim üsleri oluşturmaya başladığı yönünde duyumlar alıyoruz. Bu bizi daha da endişelendiriyor.

Avrupa, Türkiye’ye alternatif üretim üsleri oluşturuyor mu?

Türkiye gibi bir seçenek olmayacak, ancak özellikle Balkanlarda birden çok ülkede bizim kapasitemizin bir kısmını kaybetmemize neden olabilecek kümelenmeler oluşturulmaktadır. Bu, sektör olarak geleceğe kaygı ile bakmamıza neden oluyor. Umut ediyoruz ki; Türkiye’nin hem komşuları hem de Avrupa ile olan siyasi ilişkileri hızlı bir şekilde toparlanır. Bu, ihracata, üretime ve istihdama olumlu anlamda katkı sağlayacak, ülke ekonomisini de yükseliş yönünde harekete geçirecektir.

2018 yılını nasıl görüyorsunuz?

2018 yılı, 2017’nin devamı niteliğinde olacağı yönünde genel bir kanı ortaya çıkıyor eğer önlem alınmaz ve yeni politikalar üretilmezse asıl sorunun 2020 ve sonrasında oluşacağını düşünüyorum.

Hüseyin Öztürk kimdir?

1965 yılında doğan Hüseyin Öztürk, lise eğitimini Kars’ta tamamladı. 1982 yılında geldiği İstanbul’da iş yaşamına adım attı. İplik ve çorap sektöründe sürdürdüğü işini üretim ve ticari alanda faaliyet gösteren aile şirketine dönüştürdü. 2006 yılı itibariyle grubuna kattığı RAPSODİ ÇORAP, sektöründeki bilgi ve deneyimi ile günümüz çorap sanayisinin önde gelen şirketlerinden biri konumundadır. Rapsodi markasının yanısıra, ülkemiz ve Avrupa’nın önde gelen ünlü markalarına çorap üreten şirket, dünyanın birçok ülkesine ihracat yapmaktadır.

Hüseyin Öztürk, Türkiye’de sektörün tek çatı örgütü olan Çorap Sanayicileri Derneği’nin (ÇSD) 2009-2014 yılları arasında 9’uncu ve 10’uncu dönem başkanlığını yaptı. Haziran 2012’den bu yana (3 ve 4.dönem) Moda ve Hazır Giyim Federasyonu (MHGF) Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yapan Hüseyin Öztürk, sosyal sorumluluk projesi olan ‘Candostu Organ Bağışına Evet Platformu’nun da kurucusu ve başkanıdır.

Röportaj: Neşe Berber / Gazete Birlik

Devamı..
TÜRKONFED 21 Girişim ve İş Dünyası Zirve Bildirisi'ni MHGF Başkanı Hüseyin Öztürk okudu

TÜRKONFED 21 Girişim ve İş Dünyası Zirve Bildirisi'ni MHGF Başkanı Hüseyin Öztürk okudu

 

TÜRKONFED 21. GİRİŞİM VE İŞ DÜNYASI ZİRVESİ BİLDİRİSİ 

 

Türkiye’nin Yükselen Liderleri ana temasıyla 21’incisini gerçekleştirdiğimiz ve 2 gün süren Girişim ve İş Dünyası Zirvesi, TÜRKONFED’e üye 28 federasyon ve 205 derneğin yoğun katılımıyla tamamlanıyor. Ekonomiden siyasete, sosyal ve kültürel hayatımızdan özgürlükler ortamına kadar pek çok konuda değerli fikirler paylaşıldı. 

 

Dün gerçekleştirilen federasyon ve dernek başkanları toplantısında Türkiye’nin tüm bölgelerinden gelen iş insanları olarak ortak amacımız ve ortak vizyonumuz Türkiye’nin bölgesinde ve dünyasında Yükselen Lider Bir Ülke olmasıdır. Tüm üyelerimizle büyük bir kararlılıkla ülkemizin refahına, mutluluğuna, huzuruna, kalkınmasına ve elbette demokrasisine katkı sağlamaya çalışıyoruz. 

 

Bu noktada; 

Gelişmiş bir ekonominin ancak gelişmiş bir demokrasi anlayışla inşa edileceği gerçeğinden yola çıkarak; Yargı bağımsızlığı, hukuk güvenliği hakkı, adil yargılanma, masumiyet karinesi ve evrensel insan haklarına uyum noktasında acilen toplumun tüm kesimleriyle bir yol haritası belirlenmelidir. 

 

Başkanlık sistemlerinin yapısında bulunan denge ve denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi açısından, siyasi partiler ve seçim sistemi ile buna bağlı olarak baraj uygulamasının gözden geçirilmesini de aynı katılımcı ruhla uzlaşma kültürüyle ele almak gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki, Uzlaşma bir yenilgi değil, aksine büyük bir galibiyettir. 

 

Ekonomide mali istikrar ve makroekonomik dengelerin gözetilmesi, özellikle 2018 yılında büyümenin devamlılığı, kurumların bağımsızlığı ve kurumsallaşma altyapılarının geliştirilmesi odaklanılması gereken alanlar olacaktır. 

 

İş dünyasının çok büyük bir faiz yükü altında kaldığı bir ortamda yüksek katma değerli üretim, istihdam ve yatırım yapmak her zamankinden daha da zor bir hale gelmiştir. Büyümede; kısa ve orta vade gelişmeler arasındaki bağlantı, mali piyasalardaki istikrardan geçerken, Türkiye ekonomisinin hala yumuşak karnı, iktisatta “ikiz açık” olarak dile getirilen bütçe açığı ve cari açık alanlarıdır. Türkiye ekonomisinde odaklanılması gereken en önemli alanın, büyümenin kalitesi ve devamlılığı olduğu görülmelidir. 

 

2018 yılında büyümenin devamlılığı için maliye ve para politikası hedeflerinden uzaklaşmadan, finansal piyasalarda oynaklık yaratmayacak bir hareket alanı açılmalıdır. Türkiye’nin hareket alanını genişletebilmesinin yolu, yapısal tarafta verimliliği ve üretkenliği artıracak, potansiyel büyümeyi yukarı taşıyacak adımlar atmaktan geçmektedir. Önceliği doğru belirlenen, iyi anlatılmış, uygulama kararlığını ispat eden bir reform haritası, Türkiye’yi 2018 yılında küresel ekonomik risklerden ve finansal piyasa oynaklığından koruyacaktır. 

 

Dijitalleşme temelli yeni bir strateji ve reform programı her zamankinden daha da önemli hale gelmiştir. Türkiye’nin Orta Gelir Tuzağı’ndan kurtulması, yüksek gelirli ülkeler arasında yer alması için yapısal ve ekonomik reformların altyapısı, dijitalleşen dünya gerçeği dikkate alınarak tasarlanmalıdır. 

 

KOBİ’lerin kurumsal alt yapı eksiklikleri, sürekli ve sürdürülebilir büyümelerinde sorunlar çıkartmaktadır. Sürdürülebilir büyüme ve verimlilik artışı, KOBİ odaklı politikaların hayata geçirilmesiyle mümkündür. KOBİ’lere nitelikli insan kaynağından finansmana, Ar-Ge ve inovasyondan dijitalleşmeye, yatırımdan istihdama; yüksek teknolojili üretim temelli teşvik ve destekler sağlanmalıdır. 

 

Devlet teşviklerinde en önemli eksiklik denetim noktasında yaşanırken, ölçülmeyen hiçbir teşvik amacına ulaşmış bir teşvik değildir. Yüksek katma değer yaratacak sanayi temelli büyümeye odaklanmak için teşvik çok önemli bir kaldıraçtır. Teşvik ve desteklerin hedef yatırımlara dönüşmesi için, kontrol ve denetimler noktasında bir mekanizma kurulması kritik önemdedir. Odak sektörlerin tespit edilmesi, gerçekten teknoloji getirecek, verimlilik ve kapasite artıracak yatırımların teşvik edilmesi; sonuçlarının da ölçülmesi gerekmektedir. 

 

Orta Gelir-Orta Demokrasi ve Orta Eğitim Tuzaklarını yaratan sebepleri iyi analiz edip, çözümlerini katılımcı bir ruhla hep birlikte çözme kararlılığını göstermemiz, toplumda kutuplaşmanın, ayrışmanın ve cepheleşmenin de önüne geçecektir. 

 

Şimdi hep birlikte, Türkiye’nin refahı, huzuru, mutluluğu ve kalkınması için toplumun Anayasa’da tanınan özgürlüklerini laik, sosyal bir hukuk devletinin güvencesinde sonuna kadar kullanacağı lider bir Türkiye inşa etme zamanıdır.

 

Bildiri metninin pdf versiyonu için: http://www.turkonfed.org/Files/ContentFile/turkonfed-ankarazirve-bildirisi-181117.pdf

Devamı..
TÜRKONFED ANKARA ZİRVESİ YÜKSELEN LİDERLERE EV SAHİPLİĞİ YAPTI

TÜRKONFED ANKARA ZİRVESİ YÜKSELEN LİDERLERE EV SAHİPLİĞİ YAPTI

18 Kasım 2017 /  Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) 21.  Girişim ve İş Dünyası Zirvesi, bu yıl “Türkiye’nin Yükselen Liderleri” ana temasıyla İç Anadolu Sanayici ve İşadamları Dernekleri Federasyonu (İÇASİFED), Akyurt Sanayici ve İşadamları Derneği (AKSİAD) ve Ostim Sanayici ve İşadamları Derneği (OSİAD)  ev sahipliğinde 18 Kasım’da Ankara Sheraton Hotel’de yoğun katılımla gerçekleştirildi.

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi, TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Tarkan Kadooğlu, TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik ve İÇASİFED Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akyürek’in açılışını yaptığı Zirve toplantısında, TÜRKONFED ve Londra Borsası işbirliğiyle hazırlanan “Türkiye’nin Yükselen Liderleri” araştırması da açıklandı. Araştırma Yazarı ve Aspen Family Business Group Türkiye Direktörü Burak Koçer’in moderatörlüğünde, Londra Borsası Elite Programı İcra Kurulu Başkanı Luca PeyranoHas Tavuk Yönetim Kurulu Başkanı Müjdat SezerBites Savunma, Havacılık ve Uzay Teknolojileri CEO’su Uğur Coşkun ve Vector Bilgi Teknolojileri A.Ş. Genel Müdürü Halit Erol Şengünler’in katılımlarıyla gerçekleştirilen panelde ele alınan araştırma; son 3 yılda sürekli yüksek büyüme gösteren şirketlerin sürdürülebilirliğinin Türkiye ekonomisi açısından önemini ortaya koyuyor.

Tarkan Kadooğlu: “Yükselen lider ülke olmak için politikalar dünyanın gittiği yöne doğru belirlenmeli” 

Dünyanın gittiği yönü doğru okuyan ve politikalarını bu yeni rotaya göre belirleyen ülkelerin “yükselen liderler” olarak öne çıkacağını vurgulayan TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Tarkan Kadooğlu, “2018 yılında ‘Yükselen Lider Ülke’ olmamız için elimizi ve gövdemizi taşın altına koyma iradesini sürdüreceğiz. Unutulmamalıdır ki, demokrasi, bireysel ve bölgesel gelir eşitsizliklerini giderici etki yapar. Eğer adaleti içimizde tesis edemezsek, adil yargılanma hakkını gözetmezsek, kanaatin kanıt yerine geçtiği bir hukuk sistemi içinde bilerek ya da bilmeyerek yanlışa düşersek, bu durumdan mücadele ettiğimiz güç odaklarının iştahı kabaracaktır. Adaletin o ince terazisi ancak; demokrasi, yargı bağımsızlığı, adil yargılanma ve evrensel insan haklarına uyumla tesis edilir.  Orta gelir-orta demokrasi ve orta eğitim tuzaklarını yaratan sebeplerinin iyi analiz edip, çözümlerini katılımcı bir ruhla, 80 milyon olarak ortak akıl ve vizyonla hep birlikte çözme kararlılığını göstermemiz toplumda kutuplaşmanın, ayrışmanın ve cepheleşmenin de önüne geçecektir. Başkanlık sistemlerinin yapısında bulunan denge ve denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi açısından siyasi partiler ve seçim sistemi ile buna bağlı olarak baraj uygulamasının gözden geçirilmesinde yarar görüyoruz. Bu noktada ülkemizin refahı, huzuru, mutluluğu ve kalkınması için toplumun Anayasa’da tanınan özgürlüklerini laik, sosyal bir hukuk devletinin güvencesinde sonuna kadar kullanacağı lider bir Türkiye inşa etmeye ihtiyacımız var” dedi.

 “Yapısal reformların alt yapısı dijitalleşen dünyaya göre tasarlanmalı” 

KOBİ odaklı politikaların büyüme üzerinde çarpan etkisi yarattığını söyleyen Kadooğlu, şöyle devam etti: “İstihdamın yüzde 73,5’ini, toplam cironun yüzde 62’sini, ihracatın yaklaşık 60’ını KOBİ’ler gerçekleştiriyor. Türkiye’nin Ar-Ge harcamalarının yüzde 17’si yine KOBİ’ler tarafından yapılıyor. Sürdürülebilir büyüme ve verimlilik artışı ancak KOBİ odaklı politikaların hayata geçirilmesiyle mümkün görünüyor. Önceliklendirilen, iyi anlatılmış ve uygulama kararlığını ispat eden bir reform haritası, Türkiye’yi 2018 yılında küresel ekonomik risklerden ve finansal piyasa oynaklığından koruyacaktır. Dijitalleşme ile birlikte başlayan yeni bir yol haritası ve reform ihtiyacı her zamankinden daha da önemli hale gelmektedir. Devlet teşviklerinde en önemli eksiklik denetim noktasında yaşanmaktadır. Ölçülmeyen hiçbir teşvik amacına ulaşmış bir teşvik değildir. Yüksek katma değer yaratacak sanayi temelli büyümeye odaklanmak için teşvik çok önemli bir kaldıraçtır. Teşvik ve desteklerin hedef yatırımlara dönüşmesi için, kontrol ve denetimler noktasında bir mekanizma kurulması kritik önemdedir. Odak sektörlerin tespit edilmesi, gerçekten teknoloji getirecek, verimlilik ve kapasite artıracak yatırımların teşvik edilmesi; sonuçlarının da ölçülmesi gerekmektedir. Bu kapsamda; kurumlar, eğitim kalitesi ve istihdam piyasası ile iş ortamı geliştirilmesi gereken 3 ana alan konumundadır. Türkiye’nin orta gelir tuzağından kurtulması, yüksek gelirli ülkeler arasında yer alması için yapısal ve ekonomik reformların altyapısı, dijitalleşen dünya gerçeği  dikkate alınarak tasarlanmalıdır” dedi.

Erol Bilecik: “Geleceğimize odaklanarak Türkiye için beraber yeni bir öykü yazalım”

Orta gelir tuzağından kurtulup yüksek gelirli ülkeler arasına girebilmek için, istihdam yaratan ve sürdürülebilir bir ekonomik büyümenin çok önemli olduğunu ifade eden TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik ise şunları söyledi: “Küresel rekabette daha güçlü bir Türkiye için, en kritik konu insan kaynağımızın niteliğidir. Eğitim; ekonomik boyutta büyüme, rekabet gücü ve verimlilik artışı için, sosyal boyutta ise katılımcılık, gelir dağılımı, yoksulluk, sosyal uyum ve çevrenin korunması gibi konuların merkezinde yer aldığı için, tüm ülkelerde önemli bir reform alanını oluşturuyor. Eğitime yapılan yatırımlar, özellikle de niteliği artıracak yönde yapıldığında uzun dönemli ekonomik büyümeye ve sosyal kalkınmaya muazzam bir katkı sağlıyor. Beşeri sermayenin niteliğinin yüksek olması, ülkelerin yeni teknolojilere adapte olması bakımından da önem taşıyor. Temel dinamosu Dijital Dönüşüm olan 4.Sanayi devrimini yakalamak için, bu değişimi hem teknolojik hem de insani boyutlarıyla ele almak zorundayız.

Küresel rekabet gücü yüksek ve toplumsal refahı gelişmiş bir ülke olma yolunda ilerlerken; bilim, teknoloji, inovasyon ve üretimde seviyemizi yükseltmeye odaklanan bir eğitim sistemi, gerçekten de milli menfaat meselemizdir. İş dünyası olarak, eğitim konusunu sadece ekonominin değil, ülkemizin geleceğinin güvencesi olarak görüyoruz. Kadınların başta eğitime, ekonomik hayata ve yönetim kademelerine katılım başta olmak üzere, toplumsal yaşamın her alanında eşit fırsatlara ve katılım düzeyine sahip olması, ülkemizin önceliklerinden biri olmalıdır. Kadınsız bir toplum nasıl düşünülemezse, kadınsız bir iş dünyası da düşünülemez. Hem kamu ve siyasette, hem de özel sektörde daha fazla sayıda kadını yönetim kademelerinde görmemiz, çağdaş Türkiye’ye yakışan bir tablo olacaktır. İstiyoruz ki artık sadece bu çeyrek ya da bu yıl yüzde kaç büyüdüğümüzü konuşmakla yetinmeyelim. Artık, bu yüzyılın, 21.yy’ın Türkiye’sini, ekonomisini, eğitimini, sanayisini, dijitalleşmesini, kurumlarını konuşalım. Kısa vadeli perspektiften çok, geleceğimize odaklanarak Türkiye için beraber yeni bir öykü yazalım.”

Mehmet Akyürek: “Hızlı iade sisteminden KOBİ’ler de yararlanmalı”

İÇASİFED Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akyürek şöyle dedi: “Ankara’da ihracat yapan firmalarımızın 250 milyar TL KDV alacağı bulunmaktadır. Hızlı İade Sistemi’nden büyük ölçekli kurumların hızlı yararlandığı gibi KOBİ’lerin de yararlanmasını, kademeli iade uygulaması ile KOBİ’lerinin nefes alması ve rahatlamasını bekliyoruz. 2023 hedeflerinde 500 milyar dolar ihracat hedefleniyor, bunun yüzde 12’si 60 milyar dolarlık KDV iadesi gerektiriyor. Yıllık iade miktarı 12 milyar dolar. 500 milyar dolar ihracatı yakalayabilmek için mevcut iade miktarının 5 kat daha artırmak gerekiyor. Bunun için üretenin, ihracat yapanın, kamu kurumları ile uyumlu ve olumlu çalışıp, aynı heyecana odaklanması önem kazanıyor. Vergi ve yatırım teşvikleri yeni oluşacak yatırımlara kanalize ediliyor. Aynı sektördeki yatırımcıya, yeni yatırımcı rakip oluyor. Yeni yatırımcı öğrenme ve gelişme sürecinde üretimde yetişmiş eleman bulmakta zorluk çekerken, kaynak israfı ortaya çıkıyor. Kamunun iyi niyetle yeni yatırımcıyı teşvik ederken, aynı sektöre yıllarını veren işletmeleri, üreticileri de göz önünde bulundurması bu nedenle büyük önem taşımaktadır.”

TÜRKONFED Zirve Bildirisi, Moda ve Hazır Giyim Federasyonu Başkanı Hüseyin Öztürk tarafından okundu.

Devamı..
Hazır giyimciler sektörün sorunlarını ve çözümlerini masaya yatırdı

Hazır giyimciler sektörün sorunlarını ve çözümlerini masaya yatırdı

Tekstil, moda, hazır giyim, deri, deri konfeksiyon ve ayakkabıda 25 üye dernek ve 8 bin dolayında üye sanayici ile Türkiye’nin alanında en büyük çatı kuruluşu olan MHGF’nin geleneksel Yıllık Arama Toplantısı bu yıl Antalya’da gerçekleştirildi. Üye derneklerin başkan ve temsilcilerinin bir araya geldiği geniş katılımlı toplantıda, sektörel ve bölgesel bilgiler paylaşılarak 2018’in yol haritası belirlendi. Bu önemli buluşmada ülke ekonomisi ve geleceğe yönelik öngörüler de tartışıldı.

“Yabancılar 15 Temmuz’dan sonra Türkiye’ye gelmiyor”

Toplantıyı değerlendiren MHGF Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Öztürk, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası yabancı alıcıların Türkiye’ye gelmemesinin ihracatta olumsuz anlamda yansımalara neden olduğunu belirterek, “Son verilere göre ülke ihracatı genel anlamda artış gösterse de ihracat yapan üretici firmaların her geçen gün işi daha da zorlaşmaktadır. Yabancı müşteriler ülkemize gelmekten kaçınmaktadır. İhracatçı bir yandan üretim ile uğraşmakta, diğer yandan müşterisini kaybetmemek ve yeni müşteri kazanmak için elinde çanta ülke ülke dolaşmaktadır. Önümüzdeki süreçte en büyük pazarımız Avrupa’nın Türkiye dışında kendine alternatifler üretim üsleri oluşturmaya başladığı yönünde duyumlar alıyoruz. Bu bizi daha da endişelendiriyor” dedi. MHGF Başkanı sözlerini şöyle sürdürdü:

“Avrupa, Türkiye’ye alternatif üretim üsleri oluşturuyor”

“Türkiye gibi bir seçenek olmayacak ancak özellikle Balkanlarda birden çok ülkede bizim kapasitemizin bir kısmını kaybetmemize neden olabilecek kümelenmeler oluşturulmaktadır. Bu, sektör olarak geleceğe kaygı ile bakmamıza neden oluyor. Umut ediyoruz ki; Türkiye’nin hem komşuları hem de Avrupa ile olan siyasi ilişkileri hızlı bir şekilde toparlanır. Bu, ihracata, üretime ve istihdama olumlu anlamda katkı sağlayacak, ülke ekonomisini de yükseliş yönünde harekete geçirecektir.”

Sektörün 2018 yılına ilişkin öngörüleri de aktaran Öztürk, toplantıda yeni yılın 2017’nin devamı niteliğinde olacağı yönünde genel bir kanı ortaya çıktığını belirterek önlem alınmaz ve yeni politikalar üretilmezse asıl sorunun 2020 ve sonrasında beklendiğini kaydetti.

“Cazibe Merkezleri Tanıtım Programı devam edecek”

MHGF Başkanı Öztürk, Federasyon olarak büyük şehirlerde sıkışan karma hazır giyim sektörünü, standart ürünlerin üretimini Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya kaydırarak rahatlatmak, söz konusu bölgelerin kalkınmasına katkı sağlamak ve yoğun işsizliğe çare bulmak amacıyla başlattıkları Cazibe Merkezleri Tanıtım Programı’nın önümüzdeki dönem de devam etmesi yönünde karar aldıklarını söyledi. Beş bölgeye ayrılan 23 cazibe merkezi il arasında iki bölgede Iğdır ve Van’da iki çalıştay yaptıklarını belirten Öztürk, bundan sonra da Dicle Kalkınma Ajansı (DİKA), Fırat Kalkınma Ajansı (FKA), Kuzeydoğu Anadolu Kalkınma Ajansı (KUDAKA) bölgelerinden birer ilde programın devam etmesinin öngörüldüğünü ifade etti. Cazibe Merkezleri Programı’nın teşvik boyutunun çok olumlu olmadığına da değinen Öztürk, ancak hem sektöre, hem de bölgeye çok ciddi katkı sağlanabileceği yönünde toplantıda fikir birliğine varıldığını kaydederek “Cazibe Merkezi illere yatırım, sektörün şu andaki konuşlandığı ülkenin batısındaki büyük şehirlere uzak olması özellikle lojistik maliyetlerini artırıyor. Ancak bölgeler arası gelişmişlik farkını azaltacak, sosyal barışa katkı sağlayacak bu projeyi çok önemsiyoruz” diye konuştu.

 

“Eximbank’ın yeniden yapılanması ihracata olumlu katkı sağlayacak”

Öztürk, Eximbank’ın yeni yapılanmasının süreç içinde ihracatçıya olumlu anlamda katkı sağlayacağını da belirterek, gün geçtikçe müzminleşen eleman sorunu ile iş mahkemelerinde haksız yere işveren aleyhine alınan kararların da gündeme geldiğini kaydetti.

Toplantıda gelecek yılın çalışma programı ve takvimi de belirlenerek 2018 yılı Haziran ayında yapılacak genel kurul ve yeni yönetim ile Federasyonda aksiyon odaklı bir yapılanmaya gitmesi yönünde de karar alındı.

 

Moda ve Hazır Giyim Federasyonu (MHGF):

Türkiye’nin istihdamında, üretiminde ve ihracatında öncü sektörleri olan tekstil, hazır giyim, moda, deri, deri konfeksiyon ve ayakkabıda, sektörel ve bölgesel dernekleri temsil eden ve alanında ülkedeki tek üst çatı kuruluşu olan Moda ve Hazır Giyim Federasyonu (MHGF), 2007 yılında 11 derneğin bir araya gelmesiyle kuruldu. Bugün itibariyle Türkiye genelinden 25 sektörel ve bölgesel dernek, 8 binin üzerinde üye firmayı temsil eden MHGF, Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) çatısı altında yer alan en fazla üye derneğe sahip Federasyondur.

 

Bilgi için:

Abbas Baysal Özpınar / MHGF Kurumsal İletişim Yöneticisi

0 546 231 5885 / a.ozpinar@mhgf.org.tr / mhgf@mhgf.org.tr / www.mhgf.org.tr

Devamı..